Hoşgeldiniz.

Teknolojinin Toplum Üzerindeki Etkileri Nelerdir Merhaba bugün sizlere Teknolojinin Toplum Üzerine etkilerininin anlatıldığın bir yazımızı sunuyoruz. Teknolojiyi bilgiye ulaşmak ve insanlara yararlı olmak için kullananlara

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Teknolojinin Toplum Üzerindeki Etkileri Nelerdir

    Sponsorlu Bağlantılar




    Teknolojinin Toplum Üzerindeki Etkileri Nelerdir

    Merhaba bugün sizlere Teknolojinin Toplum Üzerine etkilerininin anlatıldığın bir yazımızı sunuyoruz. Teknolojiyi bilgiye ulaşmak ve insanlara yararlı olmak için kullananlara sözüm yok ama teknolojiyi gereksiz amaçlar için kullanan arkadaşlara bir sözüm var. Arkadaşlar Unutmayınki insanlara faydalı olmak istiyorsanız elinizdeki imkanları boşa ve gereksiz kullanmayın.
    Teknoloji ve Toplum

    Bilimsel araştırmalar ve bunların teknolojiye yansıması, insanların yaşamını kolaylaştıran pek çok araçların üretimini sağlamıştır. Bu nicel artışın aynı oranda nitel artışı sağlayıp sağlamadığı en çok tartışılan sorunlar arasında yer almaktadır. Başka bir deyişle uygarlığın ilerlemesi insanların mutluluğunu ne ölçüde etkilemiştir? Temelini Tunuslu sosyolog İbni Haldun’dan alan ve J.J. Rousseau ile sürdüren yaklaşıma göre, uygarlığın ilerlemesi insanların mutsuzluğunu artırmıştır. Bu yaklaşımın çağdaş temsilcileri Freud, E. Fromm, H. Marcuse, A. Toffler, B. Russell, M. Duverger ve kimi varoluşçu düşünürlerdir. Şimdi bu düşünürlerden kimilerinin görüşlerini kendi eserlerinden alıntılar yaparak inceleyelim.

    Toffler, Gelecek Korkusu adlı eserinde şu ifadelere yer vermiştir:

    “Sanatta, bilimde gösterdiği bunca başarıya karşın ABD, binlerce gencin gerçeklerden kaçabilmek için ilaç kullandıkları bir ülkedir. Aynı ülkede milyonlarca ana baba da beyin yıkayan televizyonun ya da alkolik sersemliğin güvencesine sığınmıştır. Birçok yaşlı kişi bitki benzeri yaşayıp yalnızlık içinde ölmektedir. Aileden ve mesleki sorumluluklardan kaçış, bir çıkış yolu olmuştur. Kitleler kaygılarını Miltown, Librium, Equanil ya da diğer uyuşturucu ilaçlarla bastırmaktadırlar. Bilse de bilmese de böylesine bir ülke, gelecek şokuna uğramış demektir. Vatandaşlıktan ayrılıp Türkiye’de yaşamını sürdüren Ronald Bier adındaki bir genç ‘Amerika’ya dönmeyeceğim’ diyor.” (Toffler, 1974, s.308).

    Toffler, kitabının bir başka yerinde, teknolojinin alternatifinin “bir lokma bir hırka” olmadığını da şöyle ifade ediyor:

    “Teknolojik ilerlemenin düğmesini kapatamayız. Kapatmamalıyız. ‘Doğaya dönmekten’ ancak romantik aptallar söz edebilir. Doğaya dönmek demek, bebeklerin sıskalaşması, en ilkel tıbbi bakımın bile yokluğu nedeniyle ölmeleri, kötü beslenme dolayısıyla beyin yapılarını geliştirememeleri demektir… Öte yandan, yeni teknolojiyi aptalca ve bencilce kullandığımız da doğrudur. Teknolojinin ekonomik yararlarını bir an önce elde etmek telaşı içinde, çevremizi fiziksel ve sosyal bir yangın yerine çevirmişizdir” (Toffler, 1974, s.358-359).

    Bugünkü çağdaş insanın, teknolojinin esiri olarak duygularını yitirmiş olmanın bunalımını çektiğini ileri süren çağdaş psikanalistlerden E. Fromm şu görüşe de yer vermiştir:

    “Batı’da yaşayan insanların büyük çoğunluğu Batı kültürünün geçirmekte olduğu bunalımın pek farkında gözükmüyorlar ama zaten büyük bir olasılıkla insanların çoğunluğu hiçbir zaman bunalımlı durumların kesinkes ayırdında olmamışlardır. Buna karşın bazı dikkatli gözlemciler çağımızda bir bunalımın varlığıyla, bu bunalımın yapısı konusunda tam bir uyuşma içindedirler. ‘huzursuzluk’, ‘bıkkınlık’, ‘çağın hastalığı’, ‘hayatın donuklaşması’, ‘insanın otomatikleşmesi’, ‘insanın kendinden, çevresinden ve doğadan yabancılaşması’ olarak nitelendirilerek anlatılmaya çalışılan işte bu bunalımdır. İnsanlar akılcılığı öyle bir noktaya getirdiler ki, akılcılığın o derecesi akılsızlığın en aşırı biçimi durumuna geldi. Descartes’tan başlayarak insanlar giderek düşünceyle duygunun arasını açtılar.” (Fromm, 1978, s.13-14).

    Freud’un görüşlerini yorumlayarak bu tartışmaya yanıt arayan H. Marcuse Aşk ve Uygarlık kitabında şu sonuca varmıştır:

    “Sigmund Freud’un, uygarlığın, insan içgüdülerinin zaptedilmesine bağlı olduğu yolundaki önermesi, hiç tartışmasız kabul edilmiştir. Ancak, içgüdülerin zaptedilişinin birey üzerindeki acılı etkisi, kültürün sağladığı yararlara değer mi, değmez mi sorusu fazla ciddiye alınmamıştır. Üstelik Freud’un kendisinin bu işlemi kaçınılmaz ve değiştirilmez olarak görüşü, soruyu daha da önemsiz kılmıştır. İnsanın içgüdüsel gereksinmelerinin özgürce doygunluğa erişmesi, uygar toplumla bağdaşamayacak, uzlaşamayacak bir durumdur. Doygunluktan vazgeçme ve doygunluğu erteleme, gelişimin ön koşullarıdır… Bu fedakarlık karşılıksız kalmamıştır: Uygarlığın teknik açıdan ileri bölgelerinde, doğanın fethi tamamlanmış ve eskisinden çok sayıda insanın, eskisinden çok sayıda gereksinmesi, eskisinden çok daha iyi biçimde karşılanmıştır… Ancak, özgürsüzlüğün artması ve yoğunlaşması ile bağıntılıdır. Endüstriyel uygarlık dünyasının her yerinde, insanın insana tahakkümü, giderek yayılmakta ve etkinleşmektedir.” (Marcuse, 1968, s.19-20).

    Ünlü siyaset bilimcisi M. Duverger de aynı paralelde düşünmektedir:

    “….. Doğa kirlenmesi veya tahribi, şehir hayatının çöküşü ve aşırı sıkışıklık, hayatın ortak yönlerinde gerileme, reklamcılığın egemenliği, kültürsüzleşme, vs. gibi hayatın nitel yönü ile ilgili çeşitli alanlarda bu sistemin başarısız olduğu da tartışılamaz. Apaçık belli olan diğer bir nokta, üretimin gelişmesine koşut olarak bu başarısızlığın derinleşmeye yüz tuttuğudur.” (Duverger, 1977, s.221).

    Ünlü İngiliz filozofu ve bilim adamı B. Russell da bu kötümserlik kervanına katılan düşünürlerden biridir:

    “…… Çağımıza, geçmiş çağlara göre, iyi kötü her iki yönde de değişik bir özellik kazandıran etkenlerin en önemlisi bilimdir. Ve doğurduğu birtakım kötülükler yanında insanlığı geçmişte ulaşabildiğinden çok daha iyi koşullara kavuşturacak olan etken de yine bilimdir. Bu genel çerçeve içinde, bugünkü kargaşanın ileride varacağı sonuç konusunda iyimser olmak, haklı bir dayanak kazanmış oluyor. Ama bugün için dünyanın görünümü korku vericidir; üstelik ne yazık ki, durum yakın zamanda daha da kötüye gidecek gibi görünmektedir.”
    (Russell ve Dora, 1979, s.18-19).

    Alman tarihçisi, filozofu ve edebiyatçısı Peter Schneider, basına verdiği demeçte şu görüşlere yer veriyor:

    “Ben Almanların mutsuz bir toplum olduklarına inanıyorum. İtalyanların boşvericilikleri, Fransızların küstahlığı onlarda yoktur. Örneğin Almanların aşırı çalışkanlığı onların mutsuzluklarıyla ilgili bir olaydır. Bütün zenginliklerine rağmen Almanlar hayatın tadını çıkaramazlar. Mutsuz uluslar hep başkalarına bir şeyler öğretmek isterler… Alman trenlerinde ‘Pencereden dışarıya sarkmak yasaktır’ diye yazar. Başka ülkelerde ise ‘tehlikelidir’ denir. Yani hangi sebebe dayanarak yasak edildiği bilinmemektedir. Yasak yasaktır. Bu da iyiyi bilme, daha iyi olma durumunu yaratan garip kültür, Almanların kendi mutsuzluklarından kaynaklanır.” (Schneider, 1990, s.18).

    Sorbone Üniversitesi felsefe profesörü Andre Comte-Sponville’e göre “21. asrın eşiğinde Batı insanı mutsuz”dur.

    “Günümüz Batı dünyasında büyük bir paradoks yaşanıyor: Batı maddi açıdan en güçlü döneminden geçmesine karşılık, dünyaya önerebileceği manevi değerlere artık sahip değildir.” (Sponville, 1992).

    Ünlü psikanalistlerden Karen Horney’in kitabının adı The Neurotic Personality of Our Time (Çağımızın Nevrotik Kişiliği)dir. Horney olaya ruh sağlığı açısından bakmıştır. Olumsuzluğun diğer sonuçları, doğanın kirlenmesi, aşırı yarışma, savaş histerisi, manevi değerlerin aşınması, aşırı uyarılma, hızlı değişmelere uyamama, yalnızlık, her şeyi parayla ölçme, ahlaki değerlerin altüst olması, akıl hastalıklarının, intiharların, suçların, boşanmaların, uyuşturucu bağımlılığının artmasıdır.

    Bu olumsuzlukları rakamlarla ifade etmek gerekirse örneğin ABD’de 1910 yılında binde 87.4 olan boşanma sayısı 1956’da binde 246.2’ye yükselmiştir (Dominian, 1974, s.200). Yine ABD’de 1960-1970 yılları arasında şiddet olaylarında %159, mala ilişkin suçlarda ise %75 artış olmuştur (Yörükoğlu, 1985, s.291). Fransa’da yirmi yılda çocuk ve gençlerin suçluluğunda dört kat artış olmuştur (Yavuzer, 1982, s.35). Uyuşturucu bağımlılığı bakımından Batı ülkeleri büyük bir sorunla karşı karşıyadır. ABD, ülkesine uyuşturucu soktuğu gerekçesiyle Panama’ya askeri müdahalede bulunmuş, Panama devlet başkanını kendi ülkesine getirerek yargılamaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızla artan alkolizm bugün ABD’de on beş milyon alkoliğe ulaşmıştır (Köknel, 1983, s.531-532). İntihar olaylarındaki hızlı artış Batı ülkelerini bu konuda önlem almaya zorlamıştır. İntiharı önleme servislerinin yanında, intiharların önlenmesi için büyük projeler geliştirmişlerdir.

    Yarışma, teknolojik ve ekonomik gelişmeyi sağlayan en önemli güdülerden biridir. Ancak aşırı yarışma, getirdiklerinin yanında daha çok götürmektedir. Aşırı uyarılma nedeniyle ruh sağlığı bozulmaktadır. Bugünkü dünya savaşlarının nedeni, ulusların ekonomik çıkar çatışmalarıdır. E. Fromm’a göre çağdaş insanın saldırganlığı ilkel insana göre çok daha fazladır. İ.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan Çinli bilge Han Fei-tzu’nun fikirleri ilginçtir:

    “Eski zaman insanları tarlaları ekip biçmiyorlardı, ama bitkilerin ve ağaçların verdiği meyveler beslenmek için yeterliydi. Ne de kadınlar kumaş dokuyorlardı. Çünkü kuşların ve hayvanların kürkleri giyinmek için yeterliydi. Çalışmadan yaşamaya yetecek kadar şey vardı; insanlar az kaynaklar boldu. Bu nedenle insanlar birbirleriyle sürtüşmüyorlardı.” (Fromm, 1984, s.237).

    Doç. Dr. Aydın ANKAY*

    KAYNAKÇA

    Comte-Sponville, Andre, “Avrupa, Manevi Değer Bunalımı İçinde”, Hürriyet Gazetesi, 7.1.1992.

    Dominian, J, Boşanma, İstanbul, Koza Yayınları, 1974.

    Duverger, Mauricie, Batı’nın İki Yüzü, Çev. Cem Eroğlu, Fazıl Sağlam, Ankara: Doğan Yayınevi, 1977.

    Fromm, Erich, Psikanaliz ve Zen Budizm, Çev. İlhan Güngören, İstanbul: Met/Er Matbaası, 1978.

    İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri, Çev. Şükrü Alpagut, I.C., İstanbul: Payel Yayınevi-, 1984.

    Köknel, Özcan, Alkolden Eroine, İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi, 1983.

    Marcuse, Herbert. Aşk ve Uygarlık, Çev. Seçkin Çağan, İstanbul: May Yayınları, 1968.

    Russel, Bertrand, Endüstri Toplumunun Geleceği, Çev. Melih Ölçer, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1979.

    Schneider, Peter, “Hak Ettiğimizden İyi Yerdeyiz”, Cumhuriyet Gazetesi, 14.7.1990, s.18.

    Toffler, Alvin, Gelecek Korkusu, Çev. Selami Sargut, 3.b. İstanbul: Altınkitaplar Yayınevi, 1982.

    Yavuzer, Haluk, Çocuk ve Suç, İstanbul: Atınkitaplar Matbaası, 1982.

    Yörükoğlu, Atalay, Gençlik Çağı, Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985.


    Paylaş Facebook Twitter Google


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.