Hoşgeldiniz.

Çalışmanın Başarıdaki Önemi Nedir Başarıda çalışmanın önemi-münazara konusu Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir. Thomas Alva Edison Çalışmaktan çalışmaya fark var sen terini
  • 5 üzerinden 4.00   |  Oy Veren: 12      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Çalışmanın Başarıdaki Önemi

    Sponsorlu Bağlantılar




    Çalışmanın Başarıdaki Önemi Nedir

    Başarıda çalışmanın önemi-münazara konusu

    Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.

    Thomas Alva Edison

    Çalışmaktan çalışmaya fark var sen terini akıta akıta, emek vere vere çalışırsan başarılı olursun, okuyanlara bir soralım bakalım, hangisi gece gündüz aylaklık edip şansı sayesinde büyük başarılara imza atmıştır acaba?
    Şöyle örnekleyelim; ben çok şanslı bir insanım ve bu şansım dolayısıyla şuan üniversitedeyim, hatta üniversiteye girmekle kalmadım üstüne bir de tüm derslerimi tüm zamanlarda uyuyarak geçirdim nasıl olsa şanslıyım. Ardından mükemmel bir şirkette işe girdim ve sadece 5 senede şirketin müdürü olup hisse aldım ve ben tüm bunları şansımla yaptım,tek kitap yüzü açmadan ve araştırma yapmadan
    Böyle konuşan birine rastladığınızı düşünün, bu söylediklerine inanıp onun izinde mi ilerlemeyi istersiniz? Belki bu kişiyi ciddiye bile almazsınız. Birde madalyonun diğer yüzü var, doğunun ücra bir köşesi, çobanlık yapan bir çocuk ve türkiye 1.olup herkesin hayranlıkla izlediği biri. Mikrofon tutup duygularını alın; ne der? Ben çobanım sadece koyunlarımı otlattım bir de baktım ki Türkiye 1.yim ??? Böyle bir cümleyi asla duyamazsanız. Çok çalıştığını,programlı ve verimli çalıştığını öğrenirsiniz. Bir yerde başarı varsa %95 çalışma %5 şans vardır. Şansın varlığını tabi ki yadsıyamayız fakat bu başarının tamamına hükmedebileceği anlamına gelmez.

    Yada şu başarı ve şans kıyasını şu yöne çekelim; Albert Einstein sizce sadece şansı sayesinde mi buluşlar yaptı? ya Graham Bell? tellerden ses çıkarana kadar arkadaşları tarafından alay konusu olduğunu biliyor musunuz? Ama o azmetti ve başardı. Örnekleri çoğaltabiliriz,dinimizde şans olayının bir adı daha vardır bizler tarafından kullanılan,kısmet... Şunu da unutmayalım ki her zaman her yerde KISMETE HİZMET LAZIM...Sen ulaşmak istediğin noktayı delice arzulayıp belki de o noktaya aşık olacaksın, başarınla destekleyecek, elinden geleni yapacaksın, olmaz a işte o zaman şansım yokmuş yada kısmet değilmiş diyebilirsin. Bakın size buna uygun bir hikaye alıntılayayım.
    Renklerden ve seslerden mahrum Bir Çocuk..
    Tüm insanlık için insan beyninin ne büyük mucizeler yarattığının canlı örneğiydi. Helen Keller 27 Haziran 1880 de dünyaya geldi. Ancak henüz 19 aylıkken geçirdiği birkaç gün süren yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybetti. İnsanı adeta bir kara kuyuya hapseden bu rahatsızlık dış dünyayla bağlantısını kopardı.

    Bir buçuk yaşını henüz doldurmuşken böyle bir güçlükle karşılaşan küçük kızın konuşmayı öğrenmesi elbette çok zordu. Birtakım hırıltılar çıkarıyordu sadece. Durup dururken öfke nöbetlerine giriyor, tabakları kırıp döküyor ve odada kendisiyle birlikte olanlara saldırmaya başlıyordu. Birkaç doktor kendisine zihinsel olarak hasta teşhisi koydu. Ömür boyu bir akıl hastanesinde kalması öneriliyordu Helen’in. Ailesi ise kızlarının zihinsel olarak hasta olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi.
    Küçük kız beş yaşından sonra kendisinin diğer insanlardan farklı olduğunu anlamaya başladı.. Düşünebildiği, hissedebildiği halde görememek, duyamamak ve konuşamamak onu çileden çıkarıyor, kendisine dayanılmaz acılar veriyordu. Sağı solu tekmeliyor, çığlık atıyor, kendisine yaklaşanları ısırıyordu.
    Öğretmeniyle yeniden doğdu..
    3 Mart 1887 de küçük kız yeniden doğdu adeta. Artık yedi yaşındaydı. Ailesi Helen’e özel öğretmenlik yapması için genç bir bayan eğitmen tuttu. Anne Sullivan. Anne Sullivan anne ve babasını kaybetmiş ve kimsesizler yurdunda büyümüştü. Beş yaşında görme yetisini büyük ölçüde yitirmişti; ancak daha sonra geçirdiği iki operasyon sonucu normal baskıda hazırlanmış bir kitabı okuyabilecek kadar görebiliyordu.
    Anne Sullivan Helen’le iletişim kurabilmek için ona parmaklarla yazmayı öğreterek başladı işe. Helen için bir oyuncak getirmişti yanında. Bu hediye oyuncağı işaret etmek için oyuncak anlamına gelen “doll” sözcüğünü Helen’in avucuna parmaklarıyla yazdı. Helen avuçlarının içinde öğretmeninin parmaklarını hissedebiliyor, parmaklarıyla yazdıklarını tekrar edebiliyor ama yazdıklarının ne anlama geldiğini anlayamıyordu henüz.
    Bir gün Helen’in elini akan musluğun altına tuttuğu bir anda öğretmeni Anne Sullivan da diğer eline “su” sözcüğünün harflerini yazdı. İşte bu andan sonra müthiş bir gelişme başladı. Helen bir elinde hissettiği serin suyla diğer elinde hissettiği parmakların yazdığı “su” sözcüğünü ilişkilendirebilmişti. Bundan sonra müthiş bir gelişme başladı. Ansızın ortaya çıkan bu kıvılcımla dünyanın kapıları küçük kıza ardına kadar açıldı. Hocasından eline geçirdiği her şeyi kendisine hecelemesini istiyordu. Artık sözcükleri ve yazılımlarını büyük bir hız ve hevesle öğrenebiliyordu.
    Helen Keller 1888’de Körler Enstitüsüne başvurdu. 1890’da konuşmayı öğrendi ve 1894 yılında New York’taki körler okuluna gitti. Redcliffe Kolejine başladığında Almanca ve Latince biliyordu. Daha sonra Fransızca ve Rusça öğrendi. Artık spor yapabiliyor, ata binebiliyor ve kağıt oyunlarını başarıyla oynuyordu.
    Pedagoji eğitimi aldı ve 1904 yılında 24 yaşına geldiğinde o artık üniversiteden mezun ilk sağır ve kör kişiydi. Mücadelesini “Her şey su ile Başladı” isimli kitabında anlattı.
    Parmak uçlarıyla Tanıdığı Yaşamı Bizden Daha İyi Tanıdı
    H. Keller ışık ve sesten mahrum bir duyu hayatına sahipti; ama diğer algıları öyle güçlüydü ki karşısındaki insanın kişiliğini bile tartabilirdi. Kendisine gece ve gündüzü nasıl ayırt ettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: gündüz hava ve kokular daha hafiftir.
    Mark Twain 19. yy. ın iki büyük kişisinden biri olarak tanımladığı Keller’in örnek yaşamı 1968’de sona erdi. Helen Keller hayatı parmak uçlarıyla tanımıştı; ama eminiz ki hayat hakkında bizden çok daha fazla şey biliyordu.
    Coşkun BOZKURT
    Hellen'in başarısı sizce şans mı? Bu konudaki düşüncelere sanırım bu hikaye iyi bir cevap...
    Saygılarımla...
    ÖZLEM CAN...


    Paylaş Facebook Twitter Google


  2. Misafir Üye





    Sponsorlu Bağlantılar




    Doğulu bir çoban koyun otlatarak Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesini kazandı. Haberlerde de çıktı. Yani zeka kaltısaldır tez çürüdü.



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.