Hoşgeldiniz.

Ülkemizde mizah türünün tarihçesi nedir, Ülkemizde mizah türünün tarihçesi hakkında bilgi Ülkemizde Mizahın Tarihi Gelişimi Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme
  • 5 üzerinden 3.93   |  Oy Veren: 230      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Ülkemizde mizah türünün tarihçesi

    Sponsorlu Bağlantılar




    Ülkemizde mizah türünün tarihçesi nedir,
    Ülkemizde mizah türünün tarihçesi hakkında bilgi

    Ülkemizde Mizahın Tarihi Gelişimi

    Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatıdır. Bu amaçla yazılan edebi eserler de mizah türü için de değerlendirilir. En kaba şakadan en ince espriye kadar bütün mizah örnekleri, birbiri ile uyum içindeki olaylar arasındaki çelişkinin birdenbire ortaya çıkarılmasına dayanır. Mizah gelenek ve kuralların sorgulanmasında önemli bir rol oynar. İki amacı vardır, saldırma ve savunma. İnsanın topluca yaşamaya başladığı dönemle birlikte mizah da otaya çıkmıştır. Kentleşmeyle birlikte daha soyut ve dolaylı bir özellik kazandı.

    Mizahı bedensel şiddetten ayırıp keskin dilli bir sanata dönüştüren Atinalılar olmuştur. Ortaçağda kilise ve kralları alaya alan masallarıyla şenliklerde halkı eğlendiren öykü anlatıcıları jonglörler ve gezgin minstrel’le birlikte açık cinsel çağrışımları da olan yeni bir mizah türü yagınlaştı. 20. yüzyılda yeni bir mizah türü doğdu. Komik öğelerin yanı sıra ürkütücü ve korkunç öğelere de yer veren kara mizah ortaya çıktı. Siyasal mizah da bu dönemde önem kazandı.

    Türk Edebiyatında Mizah Türünün Özellikleri (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)

    Türk edebiyatında gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fıkralar ve seyirlik oyunlardır. Divan edebiyatında da sık rastlanmamakla birlikte mizah yer almıştır. Tanzimat döneminde Türk mizahının çehresi geniş ölçüde değişti. Teodor Kasap ve Direktör Ali Bey’in Fransız edebiyatının etkisiyle yazdıkları tiyatro eserleri önem kazandı. Şinasi’nin Şair Evlenmesi, Ziya Paşa’nın Zafername Şerhi, Namık Kemal’in imzasız fıkra ve yergileri bu tiyatro eserlerini izledi. II. Meşrutiyet’le birlikte Türk mizah edebiyatı büyük gelişme gösterdi. Baha Tevfik, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi birçok yazar mizah yazılarıyla ünlendi.
    Cumhuriyetle birlikte Türk mizahı yeni bir kimlik kazandı. Bu dönem yazarları geçmişi eleştiren, yeni dönemi savunan bir tutum benimsedi. Çok partili dönemle birlikte mizah kapsam ve konu bakamından büyük zenginlik kazandı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal, Bedii Faik, Haldun Taner, Muzaffer İzgü, Çetin Altan gibi yazarlar bu dönemin önemli isimleridir. 1940′larda Nesin ve Ilgaz’ın Markopaşa dergisindeki çalışmaları halk tarafından benimsenmiş ve derginin tirajını yükseltmiştir. [38]
    1990′larda özellikle Leman, Hıbır gibi karikatür dergilerinde güncel ve hiciv ağırlıklı mizah içeren köşe yazıları ön plana çıktı. Bu yazarlardan bazıları daha sonra yazılarını toplama eserlerde yayınlama imkanı buldular. Bunlara örnek olarak Atilla Atalay ve Metin Üstündağ verilebilir. Zaten Türkiye’de oldukça kuvvetli bir karikatür mizah geleneği bulunmaktadır. Akbaba ve Markopaşa’dan Gırgır, Hıbır ve Leman’a; bunlardan 2000′li yılların L-Manyak ve Penguen dergilerine, özellikle taşlama içerikli, mizahi karikatür ve köşe yazıları yaygın bir türdür. Bunlara ek olarak günümüzde Ferhan Şensoy gerek oyunları, gerekse düz yazıları ile kendine özgü mizah anlayışını göstermektedir.

    Fıkra
    Bu yazı türünü, halk arasında anlatılan kısa, güldürücü, ders verici olay anlatılarıyla karıştırmamak gerekir. Gazetelerdeki köşe yazılarındandır. Her gün aynı köşe ya da sütunda yayınlanır. Siyasal, ekonomik, eğitim… gibi günlük toplumsal konular ayrıntıya girilmeden kısaca işlenir.

    Fıkranın Belirleyici Özellikleri:

    - Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.
    - Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu
    kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.
    - Günübirlik yazılardır, en beğenileni bile birkaç gün sonra unutulur.
    - Yazar, yapmacıklıktan uzaktır. Anlatım yalın ve sade bir dille yapılır.
    - Anlatım yazarın kendine özgü olmalıdır.
    - Bu kurallara bütün yazılı anlatımlarda uygulanacak genel kuralları ekleyiniz.

    Fıkra Örneği
    Akıl Hastanesinde
    Akıl hastanesinde doktor iki hastasına:
    -Şu dolabı beraber yukarı çıkarın! dedi.
    Biraz sonra hastalardan birinin dolabı omuzlamış, oflaya puflaya yukarı çıkardığını gördü:
    -Oğlum, hani diğer arkadaşın? Ben size dolabı beraber taşıyın demiştim!
    -Arkadaşım dolabın içinde rafları taşıyor doktor bey!

    Hiciv
    Bir tür değil, bir tutumdur; edebiyatın her türünde ortaya çıkabilir ve neşeli alaydan somurtkan melankolik bir sarsıntıya kadar çeşitlilik gösterir. amaç, ters bir dünyanın sergilenmesi, bireyle toplumun bozukluklarının ortaya konmasıdır. vatani eski roma’dir hiciv sanatinin. ilk temsilcileri de horatius ve juvenalis’tir. bizde hiciv denince akla ilk gelen de nefi’dir. silham-i kaza isimli eseri kellesine malolmustur. divan edebiyatındaki karşılığı yergi , halk edebiyatındaki karşılığı taşlama dır.


    Paylaş Facebook Twitter Google


  2. Kayıtsız Üye





    Sponsorlu Bağlantılar




    MİZAH NEDİR;

    MİZAHIN TARİHÇESİ;

    TÜRK TOPLUMUNDA MİZAH Ve GEÇİRDİĞİ SÜREÇLER;

    Mizah eğlendiren; gülme nedeni olan, insanın hoşça vakit geçirmesini sağlayan her şeydir. Zamanla teknolojinin gelişmesine paralel olarak mizah anlayışı da değişiklik göstermiştir. Giderek yaşama şartlarının değişmesi mizah çeşitliliğini de beraberinde getirmiştir. Yazılı basının ortaya çıkması ile sözlü basın eski önemini kaybetmeye başlamıştır. Böylece taklitçi tipler, güldürmeye dayalı hareketlilik ifade eden mizah tiplemeleri yerini yeni bir anlayışa bırakmıştır. Mizahçılar yazar ve çizer tipler olarak iki grup şeklinde ayrılmışlardır. Karikatür yeni bir mizah anlayışı olarak benimsenmiştir.

    Yazılı mizah ise içinde bulunduğu zamana ve mekâna göre değişirken görsel mizah türleri de giderek önem kazanmıştır.

    Bu farklılıklar çağlara bağlı olarak görsel sanatlarda çeşitliliği ortaya çıkarmıştır. Bunlar; görsel mizah türleri olarak karikatür, heykel, resim ve grafik sanatlarını etkilemiştir.

    Mizah; birçok düşünür tarafından tartışılıp tanımlanmaya çalışılmış bir kavramdır. Descartes, Hobbes, Twain, Platon, Freud ve Darvin gibi düşünürler mizah üzerinde kafa yormuşlardır. Bir başka kaynağa göre mizah dilimize Arapçadan girmiş bir sözcüktür. Buna göre mizah olayların gülünç, ilk bakışta görülmeyen yönlerini fark ettiren, söz konusu olaylar üzerinde insanları düşünmeye çağıran, düşündürürken güldüren bir sanattır.

    Bir başka deyişle; olaylar üzerinde insanları düşündürürken diğer taraftan hemen anlaşılmayan farklılıkları incelikle güldürü sanatı ile gösterme, işaret etme sanatıdır.

    Mizahın Türkçe karşılığı “Güldürü”dür.

    İnsanlar ise mizahı kendini güldüren şey olarak tanımlar. Buna göre mizah komik bir dürtü ile başlayan, hoşa giden güldüren her şeydir.

    Diğer taraftan mizah anlayışı içinde ince bir tavrı da barındırmalıdır. Çünkü içinde incelik bulunmayan mizah kırıcı olabilir. Temelinde karşısındakini kırmadan eğlendirme fikri bulundurmalıdır.

    Tarihte toplumlar, ancak bu şekilde ince bir mizah anlayışı geliştirerek olgunlaşmışlardır. Toplumların tarihsel gelişimlerine baktığımızda milli ve manevi değerlerinin yanı sıra biriktirdikleri kültürel birikimlerde o toplumlarda mizah anlayışının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    MİZAHIN TARİHÇESİ;

    Batı kaynaklarına göre; mizahın kökeninin M.Ö 4ve 5yy.’da Yunanistan’a kadar uzandığı söylenir. Mizah toplumsal sevinçlerin dışa vuruş şeklidir. Buna göre; eski Yunanda Dionysos şenlikleri Hititlerde ise Purilli ayinleri içinde; mizah bulunduran eğlencelerdir. Tarihte toplumlara baktığımız zaman iyi ile kötünün hep yan yana savaştıklarını görürüz öyle ki bu durum destanlara, masallara ve çeşitli halk hikâyelerine de yansımıştır.

    Bir bakıma bu iki zıt kavram aslında Kura’n i temel fikirleri de barındırırlar. İslam dininin yaygınlaşması ile toplumların gelişmesinde ahlaken iyi bir düzeye ulaşmasında Kura’n i kavramların esas alınması etkili olmuştur. Bu bir ihtiyaçtır. Zaten Hz. Allah varlığın temeline bu iki kavramı yerleştirmiştir. Buna göre de eski toplumlarda iyinin kötüye galip gelmesinin sonunda eğlenceler düzenlenmiştir. Böylece kötünün alaya alınması mizahı doğuran bir sebep olmuştur.

    Eski Yunan da kötünün sembolü olarak görülen yılana şarap içirilerek onun deliğine girememesi mizah olarak görülmüştür.

    Anadolu’da ise halk arasında yüz yıllarca bu ve buna benzer hikâyeler anlatıla gelmiştir. Örneğin; Farenin peyniri yiyerek şişmanlaması sonucu deliğine girememesi ve ev sahibine yakalanması mizah konusu olmuştur (Öngören: 1998.17). Ayrıca bilgiye ulaşma ve onu anlamaya yönelik bir araç olarak da kullanılmıştır.

    İnsanları ikna etmenin bir yolu olarak da bilmeceler ortaya çıkmıştır (Williams 1997: 54). Tarihsel süreç içinde baktığımızda mizah Rönesans ile birlikte çeşitlilik kazanmıştır. Papazlara ve Kiliseye yönelik zengin bir mizah anlayışı gelişmiştir. Mizahın gelişme dönemi ortaçağdır. Bunun sonucunda gelişen mizah anlayışı halkın desteğini alarak soyluları ve belirli kişileri hedef almıştır.

    Bu dönemde Cervantes ve Moliere’nin eserleri o dönem için çok etkili olmuştur. Temelinde hoşgörü bulunduran bu mizah anlayışı sosyal, ekonomik ve politik problemleri sözlü ya da yazılı olarak ince bir alayla vermeye çalışmıştır.

    Bütün bu süreçlerden sonra mizah bu günkü durumuna ulaşmıştır. Mizahın psikolojik olarak iyileştirici gücünün olduğu da gözlemlenmiştir. Böylece mizahın önemi sanatsal ve edebi metinlerde yer almasının yanı sıra sağlık alanında ve psikolojide de anlaşılmış ve çeşitli hastalıkların tedavisinde de kullanılmıştır.

    Ortaçağda mizahın iyi bir sindirim etkisi gösterdiği düşünülüp saray soytarıları yemeklerden sonra soyluları eğlendirme ile görevlendirilmişlerdir.(Hefferin.1996:42.).

    II. Dünya savaşından sonra radyo ve televizyonun (Philips ve Tomlinson 1992-16) giderek gelişmesi toplumlar üzerinde büyük etkiler meydana getirmiştir. . Bundan sonra televizyon evlerde önemli bir eğlence aracı olarak yerini almıştır. Daha sonraları; sese görüntüde eklenerek olaylar görüntüsel olarak da anlatılmış böylece görsel mizah da gelişmiştir.

    TÜRK TOPLUMUNDA MİZAH;

    Mizah Türk toplumunda oldukça eskiye dayanır.. Türk mizah dönemini çeşitli bölümlerde incelemek mümkündür. Ancak bunun için farklı görüşler ortaya atılmıştır.( Özcan.2002.21) Buna göre; Antik Anadolu mizahi dönem, Selçuklu dönemi mizahı, Osmanlı dönemi mizahı ve Cumhuriyet dönemi öncesi Anadolu mizahıdır.

    Yaşadığımız dönem önemli mizahçılarımızdan; Aziz Nesin’e göre ise bu dönemler; Eski Türk mizahı dönemi, Nasrettin Hoca dönemi; Divan edebiyatı ve Halk edebiyatında mizah, 2. Meşrutiyet dönemi ve son dönem olarak ayrılmıştır.

    Aziz Nesin mizahın çeşitli dönemlere ayrılmasının nedenini farklı siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelere göre değerlendirme olarak açıklamıştır.

    Bütün bunları sonuca vardırdığımızda; mizahın aslında hükümran güçlerin toplum üzerindeki baskısı ile doğmuş olduğunu görürüz. Hâkim güçler mizahı yapanları ve eleştirenleri yok saymaya çalışsalar da sonunda yine kazanan mizah olmuştur.

    O halde güçlüler karşısında mizahın kazanmasını toplumsal bir güç olarak değerlendirebiliriz.

    Daha öncede belirttiğimiz gibi iyi ve kötünün savaşması; tarih boyunca toplumların düzensizliğe ve adaletsiz bir yönetime karşı; hâkim olan güçlerin karşısında toplumun bir tepkisi olarak mizahı doğurmuştur.

    Tarihsel süreç içinde değerlendirdiğimizde ünü tüm dünyayı salmış Anadolu da doğmuş Ezop masalları, batıya kaynaklık etmişlerdir.(Özcan; 2002,20). Antik Anadolu medeniyeti içinde bulunan Ezop masallarına daha sonra Selçuklular döneminde rastlanmamaktadır. Fakat batı mizahının temelini oluşturmuştur.

    Nasrettin Hoca mizahı ile Ezop mizah anlayışı arasında bir benzerlik yoktur. Çünkü toplumların Sosyo - Ekonomik yapısının gelişimine paralel olarak burada da etkileri görülmektedir. Antik Anadolu kültürü bağcılık ve çiftçilik yaparken; Selçuklu kültürü çobanlığa dayanmakta idi. İşte; bu farklılıklar toplumlara yansıdığı için kültürel mizah da ona göre değişkenlik arz etmektedir.

    Selçuklu mizah anlayışı başka hiçbir toplumlardan etkilenmemiş ve kendi mizah kültürünü geliştirmiştir (Öngören.1998,43).

    Keloğlan masalları, Dede Korkut hikâyeleri ve Nasrettin Hoca fıkraları Selçuklu dönemi mizah örnekleridir. Keloğlanın padişahın kızını istemesi, Nasrettin Hocanın göle maya çalması, Karagöz ile Hacivat’ın saflığı ve dürüstlüğü Türk halkının dürüstlük, saflık ve mizah anlayışını belirler.

    Osmanlı Dönemi Mizahı ise; durağan, değişmez bir yapı özelliği gösterir. Pişekâr, Kavuklu, Karagöz ve Hacivat Halk ve Divan Edebiyatı olarak bu dönemin içinde görülür.(Öngören; 1998; 51-52). Biz Osmanlının mizah konusunda İslam geleneğinin bir sonucu olarak; İslami estetiği ve tavrını esas aldıklarını görüyoruz. Mizah kelimesi içinde yer alan sözcüklerin çoğu Arap-Fars kökenlidir. 1830’larda matbaanın yaygınlaşması mizah türlerinin gelişmesinde etkili olmuştur.

    Bunun sonucunda; mizah yazılı olarak kendini göstermeye başlayınca da güçlü olmuştur.1908’ de İkinci Meşrutiyetin ilanı ile çok sayıda mizah dergisi çıkmaya başlamıştır.Bunlar Cingöz, Boşboğaz, Karagöz ve Hacivat’tır. Bu yayınlar daha çok saraya Sultan Abdülhamit’in yaşadığı döneme ve önceki dönemlere ince sataşmalar şeklindedir (Yardım:2002;20).

    Cumhuriyet Dönemi; mizahı yeni harflerin kabulü ile birlikte Serbest Fırkanın kurulması sonucu farklı bir mizahi yapı ortaya çıkmıştır. Böylece; II. Dünya savaşının başlamasına paralel olarak; egemen kesime karşıt bir hareket niteliğinde(Nesin.2001.55). Marko Paşa siyasal mizah gazetesi olarak 25 Kasım 1946’ da çıkmıştır. Marko Paşa siyasal mizah türünün bir temsilcisi olarak çıkan ilk gazetedir. Hatta halk arasında o yıllarda adeta kalıplaşmış bir söz haline gelen mizahi anlamda değer kazanmış yaygın bir sözcük olarak da “Marko Paşa” kullanılmıştır. “Git derdini Marko Paşa’ya anlat”. Bu espritüellik kazanmış bir sözcüktür o dönemlerde.

    Diğer taraftan İttihatçılar döneminde Kalem ve Cem adında iki mizah dergisi daha çıkar. Marko Paşa gazetesi o dönem siyasi hayatı için Türkiye’nin Amerika ile siyasal ilişkilerini mizah yolu ile bir eleştiri aracı olarak kullanılmıştır (İnuğur 1992.215). 1950 yılında siyasal değişikliklere paralel olarak yeni bir mizah anlayışı görülmektedir.60’lı ve 70’li yıllar ise Türkiye; siyasal değişiklilerin sonucu olarak askeri darbe ve anayasa değişiklikleri ile sarsıntılar geçirmiş ve mizah bu dönemde en durgun devrini yaşamıştır.

    70’li ve 80’li yıllarda ise Akbaba Dergisi eski önemini kaybetmeye başlamış onun yerine Gırgır Dergisi çıkmaya başlamıştır.(Öngören; 1998;74). Bu sırada Türkiye Karikatürcüler Derneği kurulmuştur. B u dönem karikatürcülerin altın çağıdır. Karikatür müzesi kurulmuş ve ona paralel olarak Nasrettin Hoca adına birde uluslar arası karikatür yarışması düzenlenmiştir. Bu dönem görüldüğü gibi Türk mizahının en olgun dönemidir.

    1990’lı ve 2000’li yıllarda mizahçıları etkileyen kitle iletişim araçları olmuştur. Renkli televizyonların hayata geçirilmesi ve çok kanallı televizyonlar Türkiye’yi ve mizahçıları önemli ölçüde bu değişimin içinde değiştirmiştir (Öngören;1998.74).




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. Kayıtsız Üye

    ÜLKEMİZDEKİ MİZAH TÜRÜNÜN TARİHÇESİ ÖZETİ

    Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme ya da güldürme amacıyla yazılan edebi eserler mizah türü içinde değerlendirilir. Akrostiş sanatı kullanılarak yazılmış mizahi edebi eserler önemli bir yere sahiptir. Akrostiş; her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağı okununca ortaya bir söz çıkacak biçimde düzenlenmiş manzumedir.

    Türk edebiyatında ise gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fıkralar ve seyirlik oyunlardır. Divan edebiyatında da sık rastlanmamakla birlikte mizah yer almıştır. Tanzimat döneminde Türk mizahının çehresi geniş ölçüde değişti. Teodor Kasap ve Direktör Ali Bey’in Fransız edebiyatının etkisiyle yazdıkları tiyatro eserleri önem kazandı. Şinasi’nin Şair Evlenmesi, Ziya Paşa’nın Zafername Şerhi, Namık Kemal’in imzasız fıkra ve yergileri bu tiyatro eserlerini izledi. 2. Meşrutiyet’le birlikte Türk mizah edebiyatı büyük gelişme gösterdi. Baha Tevfik, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi birçok yazar mizah yazılarıyla ünlendi.

    Cumhuriyetle birlikte Türk mizahı yeni bir kimlik kazandı. Bu dönem yazarları geçmişi eleştiren, yeni dönemi savunan bir tutum benimsedi. Çok partili dönemle birlikte mizah kapsam ve konu bakamından büyük zenginlik kazandı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rifat Ilgaz, Orhan Kemal, Bedii Faik, Haldun Taner, Muzaffer İzgü, Çetin Altan gibi yazarlar bu dönemin önemli isimleridir.



  5. Kayıtsız Üye

    Teşekkur ederım ödevime yardımcı oldu.



  6. Kayıtsız Üye

    çok thanks yalnız maddeler halnde yazsaydnz çok güzel olurdu olsun ynede thanks



  7. 8.sınıf öğrencisi

    Teşekkürler işime yaradı. Genellikle Türkçe dersinde hocalar böyle ödevler veriyor.



  8. Kayıtsız Üye

    Çok uzun vermişsiniz biraz daha kısa olsaydı iyi olurdu ama işime yaradı tesekürler.



  9. Kayıtsız Üye

    Teşekkürler ödevimde lazımdı



  10. Kayıtsız Üye

    teşekkürler türkçe dersi için lazımdı



  11. sevim

    türkçe dersim için lazımdı saolun



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.