Hoşgeldiniz.

bir ülkenin kalkınmasında sanayinin önemi nedir Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın bir ülkenin kalkınmasında paranın önemi nedir bir ülkenin kalkınmasında para mı eğitim mi önemlidir
  • 5 üzerinden 1.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    bir ülkenin kalkınmasında sanayinin önemi

    Sponsorlu Bağlantılar




    bir ülkenin kalkınmasında sanayinin önemi nedir


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Ülkenin Kalkınması - Bir Ülkenin Kalkınmasında Tarım mı Yoksa Sanayii mi Önemlidir?


    KALKINMA POLİTİKALARIMIZ VE TARIMIN ÖNEMİ
    Türkiye olanaklar bulduğunda hızla kalkınmayı gerçekleştirebilecek insan kalitesine ve doğal kaynaklara sahiptir. Balkan ya da Ortadoğu ülkeleri dahil gelişmekte olan ülkelerden farklı özelliklere sahiptir. Dünya nüfusunun yakın gelecekte sıkıntıya gireceği temel gıda ürünleri ihtiyacını karşılama potansiyeline sahip olan birkaç ülkeden biridir. Ancak hem finansman sıkıntısı hem siyasal istikrarsızlıklar ve hem de ileriyi teknolojiyi yakalayamaması gibi nedenlerden dolayı istenilen kalkınma düzeyine erişememiştir.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye ekonomisinde kamunun ağırlığı ve kamu yatırımları söz konusu idi. Her türlü olanaksızlığa rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ellili yıllara kadar gelişmesini sanayi tarım ve altyapı yatırımlarını hiç dış borcu olmadan gerçekleştirmiştir. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğundan kalan borcunu da batılı ülkelere tamamen ödemiştir. Ellili yıllardan çok partili hayata geçildikten sonra özel sektörün gelişmesi yönünde adımlar atıldığını ve dış borcun yükseldiğini görmekteyiz. Altmışlı yıllarda ekonomide planlı kalkınma dönemi başladı. Buna paralel olarak özel sektörün gelişimi hızlandı. Bu dönemde ekonomik gelişim ithal ikamesine dayanıyordu. Yetmişli yıllarda dünya ekonomisinde petrol krizleri yaşanırken Türkiye’de bundan payını fazlası ile aldı. Yatırımlar dururken işsizlik ve yoksulluk arttı ihracat en düşük seviyesine indi siyasal krizler birbirini izledi. Türkiye ekonomisinde en önemli kırılma noktaları; ikinci dünya savaşı yıllarında dünya petrol krizinde ( 1973) ve doksanlı yıllarda yaşanmıştır. Seksenli yıllara kadar ekonomide istihdam ihracat hammadde ve milli gelire katkıları açısından en önemli sektör tarım olmuştur.
    Türkiye’de seksen ihtilalinden sonra serbest piyasa ekonomisine geçişi amaçlayan 24 Ocak (1980) kararları uygulanmaya başladı. İthal ikamesi politikaları terkedilirken rekabet (piyasa) ekonomisine geçildi. İthalat büyük ölçüde serbest bırakılıp cari işlemler açığını önleyecek ihracat artışı için ihracata büyük teşvikler getirildi. Böylece gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ihracata dayalı kalkınma dönemi başladı. Ayrıca özelleştirmelere (KİT’lerin ve İDT’lerinin) hız verilerek kamunun ekonomideki payı düşmeye başladı. Siyasal ve ekonomik istikrara bağlı olarak yabacı sermaye de geldi. Sanayileşmede artış hızı yükseldi.
    Eskiden kalkınma politikaları ağır sanayi hamleleri ile özdeşleşirdi. Özellikle seksenli yıllardan sonra hi-teknoloji denilen software bilişim sektörleri günümüzde ülkelerin büyüme politikalarında ilk sıraya yükselmiştir. Türkiye’ninde hem devlet hem de özel sektör yatırımlarında buna çok önem vermesi gerekmektedir. Özellikle rekabet ekonomisinde ilk buluş (new product) büyük avantajlar ve kazançlar sağlar. Sanayi olsun tarım ve gıda sektörlerinde olsun yeni ürünler üretmeliyiz. Ayrıca Japonya Güneykore Hindistan gibi ülkeler ilk buluşu takip ederek benzerini kendi ülkelerinde geliştirerek kalkınmalarını sağlayabilmişlerdir. İlk ürünü geliştirerek yeni tasarımlarla yeni ürünlerle büyük ekonomik kazançlar sağlamışlardır. Bu aşamada ar-ge çalışmaları ve yatırımları önem taşımaktadır.Bu ülkelerin cari işlemler dengesi bu dönemde ihracatlarının fazla olması nedeniyle fazlalık vermiştir. Bu fazlalığı da Pasifik bölgesinde yatırıma çevirmiş ekonomide sürdürülebilirliği yakalamışlardır. Ülkemizde ise cari işlemler dengesi hep açık vermektedir.Bu sürekli olmamalıdır yoksa ihracat ve yabancı sermaye ne kadar artarsa artsın ekonomide sürdürülebilirlik sağlanamayacaktır.
    Ülkemizde ekonomik kalkınmanın gerçekleşmemesinin temel nedeni ise siyasi iktidarların keyfine göre değişmeyecek sağlam temellere dayalı projesi planı hazırlanmış bir kalkınma politikasının yıllardır oluşturulmamasıdır. Örneğin günümüzde artık çimento pamuk makine satarak kalkınmayı sağlayamayız. Dünya pazarlarında ileri teknoloji ürünleri ile ya da markalı ve orijinal ürünlerle yer alabiliriz. Buna dayalı kalkınma politikalarına ağırlık vermeliyiz.
    Tarımsal kalkınma da ihmal edilmemelidir. Günümüzde yetmiş milyon nüfusumuzun tüm gıda ihtiyacını karşılamak için ithalat yapmak durumunda kalsak milli gelirimizin en az üçte birini harcamamız gerekir. Gıdamızı kendimiz ürettiğimiz ve gelişmiş ülkelerdeki gıda fiyatlarına göre çok düşük fiyatla sağladığımız için ekonomimizde ekonomik yorum ve eleştirilerde tarımın ve gıda sanayinin önemi ihmal edilmektedir. Avrupa’daki gıda fiyatları ülkemizde geçerli olsaydı asgari ücretin bugünkü düzeyinin beş misli olması gerekirdi. Gerçi asgari ücretin bugün ülkemizde en az iki misli olması gerçeği başka bir ekonomik sorunumuzdur. Tarım sektöründe gen teknolojisinin ve ıslah çalışmalarının önemi çok büyüktür. Hollanda ABD ve İsrail gibi ülkelerin teknolojilerini yakalamayı hedeflemeliyiz. Hollanda’nın sadece bitkisel tohum ihracatı Türkiye’nin toplam tarımsal ihracatından fazladır. Ayrıca gıda sanayinde ihracat özendirilmeli yatırımlar artmalı böylece tarımın ekonomiye katkısı arttırılmalıdır. Organik tarım geliştirilmelidir.
    Ülkemizde ar-ge çalışmalarına ve teknoparklara daha çok eğinilmelidir. Uludağ Üniversitesi’nde kurulu teknopark bu açıdan öncü kuruluşlar arasındadır. Burada üniversite ve sanayi işbirliği ile önemli projeler gerçekleştirilmekte ülke kalkınmasına büyük destek sağlanmaktadır. Özellikle özel sektör ülkemizdeki bilim ve teknoloji gelişiminde artık sorumluluk almalıdır. Devletin desteği sürmeli ancak çağın gerisinde kalmamak için özel sektör hızla teknoloji alanında yatırımlar yapmalıdır.
    Dünya’daki kültür (tarımı yapılan) bitkilerinin %90’ının anavatanı Mezopotamya Kafkasya ve Anadolu bölgeleridir. Türkiye günümüzde Dünya’nın en zengin bitkisel gen kaynaklarına sahiptir. Bu nedenle ülkemizde hızla yabancı Dünya devi tohum ve gıda şirketlerinin yatırımı artmaktadır. Bu ilgiyi ne devlet nede özel sektörümüzde görmekteyiz. Çünkü devletimiz bugüne kadar uzun vadeli projeleri açıklanmış özel sektörü yönlendirici ne kalkınma ne de tarım politikası ortaya koymuştur.
    Tamamen borç sermayesine dayanarak bir ülke kalkınmayı sağlayamaz. Ekonomi tarihinde böyle bir kalkınma modeli yoktur.En nihayetinde yabancı sermaye ülkenize sizin doğal kaynaklarınızı ve ucuz işgücünüzü kullanmak için gelir. Ancak bu sermayeden de optimum faydalanmak için ülkedeki bilim ve teknoloji düzeyinin geliştirilmesi ayrıca özel sektörün bu konuda daha fazla yatırım yapması üniversitelerle işbirliğini artırması gerekmektedir. Kalkınma politikamızın temelinde başta tarımsal üretim olmak üzere bütün sektörlerde tam kapasiteli üretimi sağlayacak bir ekonomik model bulunmalıdır.




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. suskun peri

    Zordur benimle yürümek. Bunu benimle yola çıkanlar bilir, hepsi yarı yolda gittiler. Suç kimde? Ben zoru seviyorum, onlar sevmiyor. Yapacak bi şey yok. Suçum var mı? Tabi ki var. 'Zor yola, kolay kişilerle çıkmak en büyük hatam'.



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.