Hoşgeldiniz.

manevi değerlerimizin önemi nedir *? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın İslam Dininin Ruh Ve Manevi Temizliğine Verdiği Önemi Belirten Ayet Ve Hadi Manevi değerlerin millet
  • 5 üzerinden 2.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Manevi Değerlerimizin Önemi Nedir

    Sponsorlu Bağlantılar




    manevi değerlerimizin önemi nedir *?


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİN ÖNEMİ



    Bayram UÇAKOĞLU


    Tarih sahnesinde en uzun kalan milletler şüphesiz, millî ve manevî değerleri toplumsal dokusunda en iyi şekilde barındırabilen devletler olmuştur. 1299 tarihinde kurulan ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihi olan 1923 yılına kadar hükümranlığını devam ettiren Osmanlı İmparatorluğu da bu devletlerinin en önde gelenlerden biridir. Bireylerini millî, manevî ve ahlâkî değerlerine bağlı yetiştiren toplumların, çağın gereği olan gelişmelere de duyarsız kalmadıkları takdirde, başarılı olmamaları için bir sebep yoktur. Milletleri ve toplumları sahip oldukları millî, manevî ve ahlâkî değerlerin ayakta tuttuğunu bilmekteyiz Bunları bizlere ulaşan tarihî belgelerden, eski medeniyetlerin kalıntılarından anlayabileceğimiz gibi Kur’an-ı Kerim’in bir çok ayetlerinde de ibret almamız için Yüce Allah bizlere bildirmektedir.
     
    Millî ve manevî değerleri zayıflayan millet ve toplumların ise çöküş yaşadığı bilinmektedir. Medeniyetler millî, manevî ve ahlâkî değerleri ihmal ederek, sadece maddi unsurlarla uzun ömürlü olamamışlardır. Bizans ve Roma´nın çöküşü, tarihte yaşamış olan büyük devletlerin yok oluşları bunun örnekleridir. Daha da eskiye dayanan toplumsal çöküşün en çarpıcı örnekleri Kur’an-ı Kerim’de peygamberler ve azgınlık eden kavimlerinin kıssalarıyla bildirilmektedir. (Bkz. A’raf, 65-72; Hûd, 50-60; Hicr, 78,79.vb.)
     
    Medeniyetlerin oluşumunda, maddi unsurlar kadar millî ve manevî değerler de önemlidir. Devletlerin en önde gelen amacı kendisini oluşturan, varlığı onların varlığına bağlı olan birey ve toplumun mutluluğunu sağlamaktır. Bunu başarabilmesi için de insanın fıtratında olan maddî ve manevî unsurlara önem vermek zorundadır. Bu durumda, maddî ve manevî yönden tatmin edebilecek, toplumun yaşamasını sağlayacak maddi unsurlar yanında gelenek ve kültürüne uygun bir yönetime ihtiyaç vardır.
     
    Burada şu husus gözden kaçırılmamalıdır; elbette maddi kalkınma önemlidir. Ancak maddî gelişme için yapılacak faaliyetler millî ve manevî değerler feda edilerek değil, aksine birbiriyle uzlaştırılarak gerçekleştirilmelidir. Toplum bünyesine uygun, dil, din, âdet, gelenek, görenek ve kültürüne uygun projeler uygulanmalıdır. Toplumu maddî yönden kalkındırmayı amaçlayan projeler maddî kültür yanında ruhunu manevi kültürden almalıdır.
     
    Dil, din, tarih, örf, âdet ve gelenekler, aile kurumu, kutsal zaman ve mekânlar, bayrak, vatan, İstiklâl Marşı gibi millî ve manevî değerlerin oluşturduğu kültürün oluşumuna dikkat edildiğinde bu değerlerin, birbirinden ayrılamayan ve birbirleriyle iç içe olan, birbirini tamamlayan ortak değerler olduğu görülecektir. Uzun bir zaman sürecinden sonra oluşan, fert ve toplumlar tarafından kendi varlık sebepleri olarak görülen bu kültürel değerler, millet ve toplumları ayakta tutan öz benlikleridir. Diyebiliriz ki; millî ve manevî değerler millet ve toplumlar için hayat kaynaklarıdır. O halde mutlu bir dünyada hep birlikte mutlu olarak yaşayabilmemiz için bu fıtrî yapı bozulmamalı; hem de bozulmaması için gerekli bütün önlemler alınmalıdır. Bu önlemlerin alınmasında da bütün fert ve toplumların birbirine yardımcı ve destek olmaları gerekmektedir.
     
    Bu durumda İslâm’ın medeniyet ve ahlâk boyutlarının ön plana çıkarılması zarureti kendini hissettirmektedir. Ortada böyle bir durum söz konusu iken şu andaki parçalanmış haliyle İslâm dünyasının dünya milletlerine alternatif bir medeniyet sunması için din ve inancına, kültürüne uygun, çağın gerekleri doğrultusunda bir sistem geliştirerek yani, özüne dönerek, teknolojik açıdan da kendini geliştirmesi, güçlü bir konuma gelmesi gerekmektedir. Ancak kendini geliştirirken çağın gereği olarak nitelendirilen durumlar yukarıda da belirttiğimiz gibi din ve inanca, tarih ve geleneğe dayalı değerlerle çatışmamalı. Bilim, dinî inanca karşıymış gibi gösterilmemelidir. Bilim ve inancın temelde farklı argümanlara sahip olsalar da asla birbirlerine zıt sonuçlar ortaya koymayacakları unutulmamalıdır.
     
    İçinde bulunduğumuz çağda batı toplum ve medeniyeti büyük bir ahlâkî çöküntü içerisinde olmasına rağmen, elindeki teknolojik imkânlar ve yüksek ekonomik üretimin yardımıyla gelişmiş bir görünüm sergilemekte ve direkt veya dolaylı olarak gücünü kabul ettirmektedir.
     
    Dünya medeniyetine yön veren, İslâm medeniyeti olmuştur. Tekrar yön verecek medeniyet de yine İslam medeniyetinden başkası olamaz. Bilindiği gibi batı dünyası, sivil toplum örgütleri ve güçlü kilise organizasyonlarına rağmen manevî ve ahlâkî değerlerden tamamen uzaklaşmış ve bu değerleri yitirmişlerdir. Kanaatimizce bugün içinde bulundukları durum, ahlâki ve manevî yozlaşmanın açık tezahürleri olarak ortadadır. Bu yozlaşma, batıyı da endişelendirmektedir. Batı dünyasının sosyal bünyesine zarar vereceği kaçınılmaz olan bu durumu gözden geçirerek bunun kendi çöküşünü hazırladığının farkına varması; bu çöküşten asırlar önce İslâm medeniyetinin sayesinde kurtulduğu gibi yine kurtuluşu İslâm medeniyetinde araması kendi menfaatine olacaktır. Bu da İslâm medeniyetiyle çatışmak suretiyle değil, iş birliği ve yardımlaşma sayesinde mümkündür. Süratle tek kutuplu olmaya giden bir dünyada, İslâm medeniyetinin yeniden gerçek konumuna getirilmesi için zaman geçirilmeden tedbir alınması, doğunun olduğu kadar batının da hayrına olacaktır.
     
     
    Hiçbir millî, ahlakî ve manevî değer küçümsenemez, bireysel ve toplumsal hayatta yok sayılamaz. Bu noktada şunu unutmamak gerekir ki, kaybedilen her değer toplum hayatından da bir şeyleri götürmektedir. Kaybolan, yıpranan, işlevini yitirmiş olarak algılanan her bir değerin yeri mutlaka daha sağlıklı bir değerle doldurulmalıdır. Aksi takdirde, zamanla toplumsal çöküşe zemin hazırlanmış olunur. Sayılan tüm bu olumsuzluklara rağmen Müslüman-Türk toplumu ve onun bireylerinin; özünde bulunan ve kendisiyle özdeşleşen millî, manevî ve geleneksel izler taşıyan değerlerine sahip çıkacağına, mutlu ve müreffeh günler yaşayacağına inancımız tamdır.




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.